Etüt Odası Öğrencilerin Buluşma Noktası  

Go Back   Etüt Odası Öğrencilerin Buluşma Noktası > Türk Edebiyatı > Türk Edebiyatı (Soru-Cevap-Konu Anlatım) > Edebiyat 10.Sınıf
Facebook



Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 24.02.10, 17:35   #1 (permalink)
asi_aslı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şube: Konya
Öğrenim: Düz Lise
Sınıf: Lise 10.Sınıf
Mesajlar: 26
Teşekkürler Teşekkürleri: 12
2 mesajına 2 kere teşekkür edildi.

Smile hacı bektasi veli , nefi , kadı burhanettin , gulsehri


hacı bektaşı veli,nasrettin hoca,kadı burhaneddin,nefi,gülşehri bunlar hakkında bilgi bide eserleri



asi_aslı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsor
Alt 24.02.10, 17:40   #2 (permalink)
► Play ▌▌Pause ■ Stop
uЯiSк - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şube: Yurt Dışı
Öğrenim: Anadolu Lisesi
Sınıf: -
Mesajlar: 6.253
Teşekkürler Teşekkürleri: 10
1455 mesajına 3527 kere teşekkür edildi.

uЯiSк - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


Hacı Bektaş-i Veli Burada Hayatı ve Eserleri

http://g.gurses.tripod.com/hbv/HBV.htm






Aşk , Ağaca Çıktımı İtfaiyeyi Çağırmalı .. Çünkü Aşk ~ Pisi Pisi'ye ~ Gelmez . .

‎''Seni tanıyamıyorum artık'' derken ne kadar da haklıydın.. Ben de seni sevdikten sonra bir daha hiç kendime rastlamadım...

Üst üste kırılmıştı Hayaller..
Islanırken benlikleri anlamsız bir günde yağmur yüklü sözlerle..
İki uzak insandı ıslanan ve ıslanırken ağlayan..



"yalnızlık düğümlenip sen çözülmek ne garip şey..."
uЯiSк isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.02.10, 17:42   #3 (permalink)
► Play ▌▌Pause ■ Stop
uЯiSк - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şube: Yurt Dışı
Öğrenim: Anadolu Lisesi
Sınıf: -
Mesajlar: 6.253
Teşekkürler Teşekkürleri: 10
1455 mesajına 3527 kere teşekkür edildi.

uЯiSк - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


Nasrettin Hoca ;


Nasrettin Hoca (1208-1284)
Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.


Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.

Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.

Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.

Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.

Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın Şeriat'ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir. Akşehir, Nasreddin Hoca ile adını Dünya'ya duyurmuştur. 1208-1284 yıllarında Akşehir'de yaşayan ünlü düşünür ve mizah ustası Nasreddin Hoca anısına yaşatmak için uluslararası ve ulusal düzeyde kutlamalar ve festivaller düzenlenmektedir.

Nasreddin Hoca'nın Kişiliği
Nasreddin Hoca, insanlara doğru yolu gösteren, iyilikleri bildiren, doğruya sevkeden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir. Latifeleri hikmet ve ibret dolu birer darb-i mesel gibidir. Bu bakımdan adına uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım fıkraların onunla ilgisi yoktur. Manidar latifeleri önce yakın cevresinde şifahi olarak dilden dile dolaşmış, sonraları git-gide yayılmış ve zamanla bir takım değişikliğe uğramıştır. Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da ona mal edilerek anlatılmıştır. Yapılan ilmi çalışmalar, onun ilim ve edeb sahibi bir veli olması, söz konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkca göstermektedir. Ayrıca, Nasrettin Hoca´nın efsanevi bir kişi değil, on üçüncü asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salih bir müslüman olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hadiselerin ifadesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren, düşündürücü latifelerdir. Ayrıca Türk milletinin zeka inceliğini, nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahü tealanın emir ve yasaklarını bir latife üslubu ile bildirmesidir. Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra´da British Museum´da. Haza Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eserdir. Ancak bu eserdeki latifelerin bir kısmı, onun üslubuna ve nükte tekniğine uymamaktadır. Nitekim eserin sonunda bu durum: "İşte Nasreddin Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın Büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur. Merhumun bu kıssalardan haberi var yok böyle yazmışlar. Her kim okuyup tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatiha bağışlarsa, Hak sübhane ve teala ol kimsenin ahir ve akibetini hayr eyleye" şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca, Nasreddin Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir.

Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemek için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir.

Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat yapılmıştır. Bunlar arasında Pierre Mille´in Nasreddin et son epouse adlı kitabı, Edmonde Savussey´in La Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddin Hoca bölümü, Jean Paul Carnier´in Nasreddin Hoca et ses Histoires Turques adlı eserleri zikretmek yerinde olur.







Aşk , Ağaca Çıktımı İtfaiyeyi Çağırmalı .. Çünkü Aşk ~ Pisi Pisi'ye ~ Gelmez . .

‎''Seni tanıyamıyorum artık'' derken ne kadar da haklıydın.. Ben de seni sevdikten sonra bir daha hiç kendime rastlamadım...

Üst üste kırılmıştı Hayaller..
Islanırken benlikleri anlamsız bir günde yağmur yüklü sözlerle..
İki uzak insandı ıslanan ve ıslanırken ağlayan..



"yalnızlık düğümlenip sen çözülmek ne garip şey..."
uЯiSк isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.02.10, 17:43   #4 (permalink)
► Play ▌▌Pause ■ Stop
uЯiSк - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şube: Yurt Dışı
Öğrenim: Anadolu Lisesi
Sınıf: -
Mesajlar: 6.253
Teşekkürler Teşekkürleri: 10
1455 mesajına 3527 kere teşekkür edildi.

uЯiSк - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


Gülşehri :

(XIV’üncü asır)
Şair. Asıl adı Süleyman’dır. Kırşehir’de yaşadı. Ahî Evran’ın dervişlerindendir. Sonra kendisi de şeyh olmuştur. Mantıku’t-tayr’ını İlhanlı hükümdarı Gazan Han’a sundu (1307). Geniş bir tasavvuf kültürüne sahip olduğu eserlerinden an*laşılmaktadır. Doğum ve ôlüm tarihleri bilinmiyor.
Mantıkut tayr, İranlı Şair Attar’ın aynı İsİmlt mesnevisi nin geniş tercümesidir. Gülşehrî, çevirisine Mevlanânın Mesnevisi ile Kelile ve Dimne’den hikayeler katmıştır. Ko nusu tasavvuf olan bu eser akıcı, ahenkli bir Türkçe ile ya*zılmıştır. Tasavvufu anlatan 4408 beyitten meydana gelmiş tir. [Eserin tıpkı basımı A. Sırrı Levendin önsözü ile birlikte TDK tarafından yayımlandı. Müjgan Cumbur'un doktora te zinin konusu da bu eserdir.] Felekname adlı eseri Farsça bir mesnevidir. [S. Kocatürk tercüme etti, “Gülşehri ve Feleknâme” (1982).! Keramat-ı Ahî Evrân mesnevisinde Ahî Evren’ın kerametlerini anlatır. yayınlandı (1955).! Gülşehrî’nin Farsça yazılmış Aruz risale si ile nazire mecmualarında bulunan Türkçe 7 gazeli de mevcuttur. Manzum Kudûrî Tercümesi henüz bulunama mıştır.






Aşk , Ağaca Çıktımı İtfaiyeyi Çağırmalı .. Çünkü Aşk ~ Pisi Pisi'ye ~ Gelmez . .

‎''Seni tanıyamıyorum artık'' derken ne kadar da haklıydın.. Ben de seni sevdikten sonra bir daha hiç kendime rastlamadım...

Üst üste kırılmıştı Hayaller..
Islanırken benlikleri anlamsız bir günde yağmur yüklü sözlerle..
İki uzak insandı ıslanan ve ıslanırken ağlayan..



"yalnızlık düğümlenip sen çözülmek ne garip şey..."
uЯiSк isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.02.10, 17:46   #5 (permalink)
► Play ▌▌Pause ■ Stop
uЯiSк - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şube: Yurt Dışı
Öğrenim: Anadolu Lisesi
Sınıf: -
Mesajlar: 6.253
Teşekkürler Teşekkürleri: 10
1455 mesajına 3527 kere teşekkür edildi.

uЯiSк - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


Kadı Burhanettin ;


Asıl ismi Burhaneddin Ahmeddir. 1345 (hicri 754) yılında Kayseri'de dünyaya gelmiştir. XIII. yüzyıl başlarında Harzem'den Anadolu'ya göç eden Oğuzlar'ın Salur Boyu'na mensup Kayseri Kadısı görevinde bulunan Şemseddin Mehmed'in oğlu idi.

Kadı Burhaneddin çok yanlı bir kişidir. Bir taraftan (Anadolu'da, Mısır'da, Şam'da, Halep'de) çok iyi klasik bir İslam eğitimi aldıktan sonra ilim ve eğitim ile uğraşmıştır. Sonra çok başarılı olarak ve halkça sevilerek Kayseri'de kadılık görevini ifa etmiştir. Eretna Beyliği devlet işleri ile cok yakından (bey danışmanı, vezir ve beylik naibi olarak) ilgilenmiştir. Sonunda Sivas merkezli Kadı Burhaneddin Devleti olarak kendi adı ile anılan bir devlet kurup bu devletin 18 yıl hükümdarlığını yapmıştır. Kadı Burhannedin bu siyasal uğraşları yanında edebiyat ve özellikle şiir ile yakından meşgul olmuş ve özellikle gazel, tuyuğ ve rubailerle dolu büyük bir Divan ortaya çıkarmıştır. Türk edebiyatında aruz veznini Türkçeye uygulayıp Divan şiirinin Divan edebiyatı'nın ortaya çıkması sürecine öncülük eden büyük bir Anadolu şairi olarak anılması gerekmektedir..

Kadı Burhaneddin eğitimine 4 yaşında iken babasının yanında başlamış; kısa sürede Arapça ve Farsça'yı öğrenmiş olup devrin orta eğitim kurumlarinda okunan lûgat, sarf, nahif, maânî, beyan, arûz, hesap, mantık ve hikmet gibi bilimleri bilir duruma gelmiş ve hatta öğretmenlik yapmaya başlamıştır. 1358 yılında 14 yaşında iken babası ile birlikte Mısır'a gitmiştir. Orada öğreminine devamla fıkıh, usûl-i fıkıh, ferâiz, hadis, tefsir, heyet ve tıp gibi bilim derslerini takip ederek dört mezheb (Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî) hakkında bilgi edinmiştir. 1362 yılında Şam'a geçip; orada 1,5 yıl Mevlânâ Kutbedin Râzi'nin derslerine devam etmiştir. Oradan babası ile hacca gitmis; Hicaz'dan dönerken babasını kaybetmiştir. Sonra Burhaneddin 1 yıl Halep'te kalıp orada öğrenimini sürdürmüştür.

Burhaneddin 1364 yılında Kayseri'ye dönmüştür. Kayseri o zaman Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra kurulan ufak beyliklerden biri olan Sivas ve çevresinde kurulmus olan Eretna Beyliği idaresi altındaydı ve hükümdar Giyasettin Mehmed Bey'di. Burhaneddin babasının eski görevine tayin edilmede önce güçlük çekmiştir. Ama 1365 hükümdar Eretna Oğullarından Giyasettin Mehmed Bey tarafından Kayseri Kadısı olarak göreve atanmıştır. Kadı Burhaneddin bu hükümdarın yakın danışmanlığını yapıp ve hatta kızı ile evlenip damadı olmuştur. Kısa süre sonra Giyasettin Mehmed öldürülmesiyle Eretna Beyliği hükümdarlığına oğlu Alâeddin Ali Bey geçmişti. Kadı Burhaneddin, başında olan eniştesi Alâeddin Ali Bey hükümdarlığı zamanında da giderek politik güç kazanarak kadılık görevine devam etmiş ve 1378de vezirlik görevini yüklenmiştir. Kadı olarak ve vezir olarak çok haksever tutumu, başarılı hükümleri ve adaletli idaresi ile halka kendini sevdirmiştir. Bu sıralarda Eretna Beyliği devletin iç olaylarına, siyasetine ve hatta silahlı çatışmalarına karışmıştır.

1381'de Alâeddin Ali Bey vebadan vefat etmiş ve Eretna Beyliği hükümdarlık tahtı 7 yaşındaki oğluna kalmıştır. Önce emirlerden Kılıç Aslan devlet naipliğine getirilmiştir ama emirler arasındaki siyasi güç rekabeti sürekli karışıklıklar ortaya çıkartmıştır. Kadı Burhaneddin, halkın da isteği ve ısrarı üzerine, beyliğin bu zayıflığından istifade edip 1381de naip Kılıç Aslan'ı öldürüp onun yerine beylik naibi olmuştur.

Hemen sonra, aynı yıl 1381de Sivas'ta istiklalini ilan ederek kendi adına hutbe okutup Sultanlık mak***** geçip Kadı Burhaneddin Devleti adını taşıyan bir devlet kurmuştur. Bu devletin hükümdarlık makamında 18 yıl hüküm sürmüştür. Bir yandan kendi devletinin iç bütünlüğünü sağlayıcı politikalarla uğraşırken diğer taraftan komşu beylik ve devletler olan Akkoyunlular, Osmanlılar ve Memlûklular ile uğraşmak zorunda kalmıştır. 1392de Kastamonu seferine çıkan Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezıtin eyalet askerinden kurulu öncü ordusu Yıldırım Bayezitin büyük oğlu olan Şehzade Ertuğrul komutası altında, Kadı Burhaneddin'in askeri güçleri ile Çorum yakınlarında Kırkdilim mevkinde savaşa girişmiş; bu öncü Osmanlı ordusu yenik düşmüş ve Şehzade Ertuğrul bu savaşta ölmüştür. Bu galibiyetten sonra Kadı Burhaneddin'in Moğol asıllı akıncı kuvvetleri Osmanlı topraklarını talana başlamıştır. Yıldırım Bayezid Macar saldırıları önlemek maksadiyla Rumeli'ye gitmek zorunda kaldığı için, 1393 baharında Anadolu geniş bir savaş ort***** dönmüştür. Türkmen Beyleri ve kent hakimleri ya Yıldırım ya da Kadı Burhaneddin odaklı bağlaşmalar kurmuşlar ve yer yer savaş haline geçmişlerdir. 1393de Yıldırım'ın Amasya, Merzifon, Turhal ve Tokat kalelerini fethi ve bu bölgeye büyük yetkilerle oğlu Mehmed Çelebi'yi vali tayin etmesi sonucu bir barış dengesi sağlanabilmiştir. Kadi Burhaneddin 1398 yılında ise Akkoyunlu hükümdarı Kara Yülük Osman Bey ile savaşa girişmiş; bu savaşı kaybedip esir düşüp Akkoyunlular tarafından öldürülmüştür. Kadı Burhaneddin Devleti de onun öldürülmesiyle birlikte son bulmuştur.

Kadı Burhaneddin çok yanlı bir kişi olup, oldukça macera ve uğraş dolu bir hayat sürmüştür. Bilgin, adil, zeki, cesur ve lâfını esirgemeyen bir devlet adamı olduğu rivayet edilmiştir.
Kadı Burhaneddin bu siyasi kişisel özelliklerinin yanısıra, edebiyat ve şiirle uğraşmayı da ihmal etmemiştir. 600 sayfa tutan bir divanı dolduracak kadar şiir yazmıştır. Bu divanında 1500 gazel, 119 tuyuğ ve 20 rubai bulunmaktadır ama hiç kasidesi bulunmamaktadır. Kadı Burhaneddin gazelleri ve tuyuğları ile ün kazanmıştır. Tuyuğ şeklini Divan edabiyatına getiren Kadı Burhaneddin olmuştur. Gazellerinin gayet içten ve aşkane oldukları görülür. Lirik şiirlerinde cesaret göze çarpar ve bu yönüyle de klâsik şiirden ayrılır. Aşk şiirlerinin yanısıra din ve tasavvuf ile ilgili şiirleri de vardır. Şiirlerinde ne mahlası ne de adı bulunmaktadır.

İran şiirini çok iyi bilen Kadı Burhaneddin divan şiirinin öğelerini Türkçe'ye mal etmede emeği geçen baş Türk şairlerdendir. Divan şiirinin ilk Türkçe örneklerini veren bir şair olarak Türkçe'yi aruza uydurmakta güçlük çektiği görülür. Bu aruz vezin eksikliği o kadar önemlidir ki Kadı Burhaneddin'in şiirlerinin çoğunda kullanılan vezini tayin etmek güç ve hatta bazılarında imkânsız olur. Ancak bu eksiklik XIV. yüzyıl Türk divan edebiyatına katkısı bulunan şairlerin nerede ise hepsinde görülmektedir. Kadı Burhaneddin bu müşkülatını, canlı ve samimi edası ile giderir. Günlük konuşma dilini de şiirlerinde kullanması onun şiirlerine ayrı bir özellik verir. Edebi sanatlara, özellikle cinasa, düşkündür.

Doğup, büyüyüp yaşadığı yerlerde Azeri lehçesi kullanılmamakla beraber, Kadı Burhaneddin'in şiir dilinde Azeri lehçesi özellikleri barizce görüldüğü için, Azeri lehçesi edebiyatında olduğu iddia edilebilmesine rağmen, Kadı Burhanedin'i bir Anadolu şairi olarak kabul etmek daha yerinde olur.

Bazı şiirlerinde tasavvuf izleri gayet açıkca görülmekle beraber Kadı Burhaneddin'i bir sûfî ve mutasavvıf bir şair olarak dünya işlerinden el etek çekmiş bir kişi saymak doğru olmaz. Kadı Burhaneddin'in gerçek yaşamında zevk ve safa alemleri düzenlediği bilinmektedir. Kadı Burhaneddin esas itibarı ile beşeri, maddi aşkı işlemiş ve maceracı, döğüşcü, savasçı hayatının ve ruhunun izleri çok bariz olarak şiirlerinde yansımıştır.
Eserlerinden örnekler
Beyit
Er odur Hak yoluna baş oynaya
Döşekte ölen insan senin babandır

Tuyuğ
Hakka şükür koçlarun devrânıdur.
Cümle âlem bu demün hayrânıdur.
Gün batardan gün toğan yire değün.
Işk erinün bir nefes seyrânidur.

Gazel
Gönülüme ben didüm ki kandesin
Gamzesinün oklarıyla kandesin

Gisusiyle bende düşdüm dir gönül
Didüm ana nola çünki bendesin

N'ola öpdüm gözüme sürdüm seni
Sen dahi âlemde bir turvendesin

Bendesin sen bendeyim ben tapuna
Bendeyim ben nice ki sen bendesin

Gözlerüm giryan ü biryândur gönül
Leblerüm şekker özün pür-handesin

Bir Mısra: Bunca ki yandım yanarım, billah ki usanmamışım.







Aşk , Ağaca Çıktımı İtfaiyeyi Çağırmalı .. Çünkü Aşk ~ Pisi Pisi'ye ~ Gelmez . .

‎''Seni tanıyamıyorum artık'' derken ne kadar da haklıydın.. Ben de seni sevdikten sonra bir daha hiç kendime rastlamadım...

Üst üste kırılmıştı Hayaller..
Islanırken benlikleri anlamsız bir günde yağmur yüklü sözlerle..
İki uzak insandı ıslanan ve ıslanırken ağlayan..



"yalnızlık düğümlenip sen çözülmek ne garip şey..."
uЯiSк isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.02.10, 17:48   #6 (permalink)
► Play ▌▌Pause ■ Stop
uЯiSк - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şube: Yurt Dışı
Öğrenim: Anadolu Lisesi
Sınıf: -
Mesajlar: 6.253
Teşekkürler Teşekkürleri: 10
1455 mesajına 3527 kere teşekkür edildi.

uЯiSк - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


Nefi ;


Nefi denilince akla gelen ilk şeylerden biri hicivleridir. Hiciv Divan Edebiyatı'nda yermek,eleştirmek anlamında kullanılır. Nefi'nin sadece hicivleriyle ün salmadığını ve kaside alanında da başarılı eserler verdiğini ,hatta ve hatta kaside denilince de akla gelen ilk ismin Nefi olduğunu az çok edebiyat bilgisi olan bir çok insan bilir.Nefi öyle bir yazar ki, övgü ve yergi sanatını yani kaside ve hiciv sanatını bir arada kullanarak büyük bir başarı elde etmiştir. Aslında birbirlerine zıt olan bu sanatları uygulamak her baba yiğidin harcı değildir. Hicivlerinden dolayı ona genç yaşta "Zari" mahlası verilmiştir."Zari" günümüz Türkçesiyle "zararlı, faydası dokunmayan" anlamları taşır.O öyle bir Hiciv sanatı işlemiş ki 1585 Erzurum defterdarı olan Gelibolulu Müverrih Ali, şiirlerini görmüş, beğenmiş ve bu genç şaire Nef'i "Nafi" yararlı" mahlasını vermiştir.Ne kadar yararlı bir şair, orası meçhul tabii.Öyle ki, Nefi yazmış olduğu hicivleriyle dönemin birçok isminin nefretini ve öfkesini üstüne çekmeyi başarmıştır.
Dönemin Müftüsü ile aralarında geçen bir atışma oldum olası beni Nefi'nin büyük bir şair olduğuna inandıran güzel atışmalardan biridir. Aslında güzel bir atışma olduğu söylenemez; bilakis ağır sözlerle kurulmuş,destansı sözler içeriyor. Malum bizim Nefi oturtucu sözlerin adamıdır.Dönemin müftüsü görünüşte Nef'i yi öven, fakat içeriğinde Nef'i ye kâfir diyen bir beyit oluşturup halka sundu. Üstad Nefi'de boş durur mu sanırsınız? Nefi'ye biri kafir diyecek ve Nef'i masum masum, hiçbir şey yokmuş gibi davranacak.Üstad boş durmadı. Hemen bu beyite karşılık bir beyit de o yazdı:
"Müftü efendi bize kâfir demiş.
Tutalım ben O'na diyem müselman.
Lâkin varıldıktan ruz-ı mahşere,
İkimiz de çıkarız orda yalan."
diye cevap vermişdir.Bu öyle oturaklı bir beyitti ki,dönemin müftüsü bu beyite karşılık olarak başka bir beyit yazma cüreti gösterememiştir.Yani kısacası Nefi öyle bir hiciv ustasıydı ki sadece bir hicvinden dolayı bir çok insanın ağlamasına, efkarlanıp dünyadan soğumasına sebep olabiliyordu. Biraz garip ama açıkcası dönemin kabus, sinir bozucu şairlerin en önde geleniydi. Diline,kalemine pek sahip olamadığından ölüm sebebi de yazıp çizdiği, karalayıp durduğu hicivleri yüzünden olmuştur.**üme giden bu yolda hicivlerini üstüne basa basa söylemesi beni çok güldürmüştür.
Öyle ki o zamanın sadrazamlarına şiir şeklinde küfür ettiği için bir kez zindana atıldı; ama padişah bunu öğrenince kendisini affetti.1 ay sonra tekrar küfür etti ve yine zindana atıldı ve yine padişah Allah'ın sabrı üç kezdir diyerek, "bir kez daha affediyorum seni" dedi ve tekrardan bizim sivri dilli Nefi'yi affetti. Aradan epey bir zaman geçti.. Bizde bir tabir vardır: "Can çıkar huy çıkmaz" diye, malum bu söz tam bizim Nefi'ye göreydi Nefi dayanamayıp ne de olsa beni tekrardan affedip bırakırlar diye düşündüğünden olsa gerek, tekrardan küfrettiği için nihayetinde boğularak öldürülmüştür.Boğularak öldürülmesinin sebebi de Nefi'nin tamamen kendi isteği dahilinde gerçekleştirilmiştir.Sonuçta bir çok kez affedilmesine karşın, diline sahip çıkmayıp kendi ölüm fermanını yine kendi elleriyle imzalamıştır.
Eserleri
Sihâm-ı Kazâ (Hiciv şiirleri),
Türkçe Dîvân,
Farsça Dîvan.







Aşk , Ağaca Çıktımı İtfaiyeyi Çağırmalı .. Çünkü Aşk ~ Pisi Pisi'ye ~ Gelmez . .

‎''Seni tanıyamıyorum artık'' derken ne kadar da haklıydın.. Ben de seni sevdikten sonra bir daha hiç kendime rastlamadım...

Üst üste kırılmıştı Hayaller..
Islanırken benlikleri anlamsız bir günde yağmur yüklü sözlerle..
İki uzak insandı ıslanan ve ıslanırken ağlayan..



"yalnızlık düğümlenip sen çözülmek ne garip şey..."
uЯiSк isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.03.10, 21:44   #7 (permalink)
Avatar Yok
Şube: Diyarbakır
Öğrenim: Düz Lise
Sınıf: Lise 10.Sınıf
Mesajlar: 1
Teşekkürler Teşekkürleri: 0
0 mesajına 0 kere teşekkür edildi.

Standart


nefinin maddeler halinde olsaydı daha iyi olurdu:d



toxxic isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.03.10, 21:47   #8 (permalink)
Stajyer Moderatör
'kübra' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şube: İzmir
Öğrenim: Öğrenim Bitti
Sınıf: Okul Bitti
Mesajlar: 991
Teşekkürler Teşekkürleri: 183
372 mesajına 475 kere teşekkür edildi.

Standart


nefi'yi maddeler halinde bulamadım ama daha kısa ve öz şekilde bunu bulabildim:

Medrese eğitimi görmüştür. 4. Murat döneminde yaşamış, bir süre korunmuş ancak Sadrazam Bay*ram Paşa’yı eleştiren bir hicvi yüzünden boğdurularak cesetı Sarayburnu’ndan denize atılmış.
Divan şiirinde kaside (övgü) ve hiciv (yergi) şairi olarak tanınmakla birlikte, gazelleri de vardır, öv*gülerinde de yergilerinde de aşırı abartmalara yer vermiştir.

Dili ağır olmasına karşın, akıcıdır. Arapça ve Farsça sözcük ve deyimlerle dizelerini kurmuştur; ancak cümle yapısı sağlam, dili sese uygundur. Tamlamalar ve süslü, sanatlı bir üsiup kullanmıştır. Nefi, şiirlerinde ses öğesine önem vermiş, betimlediği ortamların sesini şiirlerinde yansıtmıştır.
Türkçe ve Farsça birer Divan’ı vardır. En ünlü eseri Siham-ı Kaza da (Kaza Okları), hicivleri yer alır.






`` İllegal sevgilimdin sen benim,darağacında beni mahsur bırakan... İlmegim tutamadığın sözlerinden yapılma,sehpanın bir ayağı kırık!bıraktığın an sallanacagım boşluğunda... ``
'kübra' isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Forum Şartları


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:06.

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2

Öneri ,Şikayet ve Reklam Alımları için etutodasi@gmail.com mail adresi ile iletişime geçiniz



1, 2, 4, 3, 7, 8, 5, 6, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 242, 233, 208, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 30, 31, 32, 36, 38, 355, 345, 341, 34, 35, 37, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 198, 49, 50, 59, 58, 57, 56, 60, 61, 63, 85, 64, 65, 72, 75, 143, 79, 144, 82, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 99, 98, 100, 101, 102, 103, 104, 194, 105, 106, 107, 109, 110, 111, 112, 113, 116, 115, 114, 118, 119, 120, 117, 121, 185, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 219, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 151, 147, 148, 149, 150, 152, 153, 154, 155, 156, 158, 157, 159, 160, 161, 181, 163, 162, 169, 164, 165, 180, 166, 167, 168, 170, 187, 173, 171, 172, 177, 174, 175, 176, 178, 179, 182, 183, 184, 186, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 195, 197, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 269, 206, 250, 207, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 248, 229, 230, 231, 232, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 243, 244, 245, 246, 247, 249, 256, 251, 252, 253, 254, 255, 261, 257, 258, 259, 260, 262, 263, 264, 265, 266, 267, 268, 270, 271, 272, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 283, 284, 285, 286, 287, 288, 289, 290, 291, 292, 293, 294, 295, 296, 297, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 305, 306, 307, 308, 309, 353, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316, 323, 317, 318, 319, 320, 321, 322, 324, 351, 352, 348, 331, 332, 333, 334, 335, 336, 337, 338, 339, 340, 342, 343, 344, 346, 347, 350, 354, 356, 357, 358, 359, 379, 378, 361, 362, 360, 377, 363, 364, 368, 366, 367, 369, 370, 371, 372, 373, 374, 376, 375, 380, 381, 382, 383, 384, 385, 386, 387, 388, 389, 390, 391, 392, 393, 394, 395, 397, 396, 398, 402, 401, 400, 399, 403, 405, 404, 406, 407, 408, 409, 410, 411, 412, 414, 413, 415, 416, 417, 418, 419, 420, 421, 422, 423, 424, 425, 426, 427, 428, 429, 430, 431, 463, 432, 433, 434, 435, 436, 437, 439, 440, 441, 442, 443, 444, 445, 446, 447, 448, 449, 450, 451, 453, 452, 454, 461, 455, 456, 457, 458, 459, 460, 462, 464, 465, 466, 467, 468, 469, 470, 471, 472, 473, 474, 475, 476, 477, 478, 479, 480, 481, 482, 483, 484, 485, 486, 487, 488, 489,